aPsi tarafından yazılmış tüm yazılar

delidumrul4

Türklerin tarihindeki en önemli dönüm noktasının İslamiyet’in kabulü olduğu konusunda hemen tüm tarihçiler birleşir. Ancak animist-şamanist eski Türk topluluklarının İslamiyet’in zorlayıcı gücüyle karşılaştıklarında yaşadıkları ve hiç kuşkusuz ülkemizin bugününde de etkisini sürdüren sancılı/coşkulu geçiş sürecinin yeterince irdelendiği söylenemez.
Psikiyatr Bilgin Saydam, bir psiko-mitoloji denemesi olarak tanımladığı yapıtında, yöreselde evrenseli, tekilde tümeli yakalama kaygısı ile eski Türk halk edebiyatının ustalık ürünü eserlerinden Dede Korkut Kitabı’nda yer alan “Deli Dumrul Boyu”nu Türklerin tektanrılı dine geçiş sürecinde yaşananların yansıması olarak ele alıp yorumluyor.

Bireysel boyutta her ölümlünün yaşaması mümkün ve “gerekli” bir sarsıntının, bireyin dünyaya, öznel gerçekliğin dış gerçekliğe, bireysel erkin evrensel düzene çarpışının öyküsü olan “Deli Dumrul Boyu”, aynı zamanda bu geçiş sürecinin kahramanları olan atalarımızın ve bizlerin de öyküsünü anlatıyor. Bilgin Saydam’ın deyişiyle “Anacıl Eylemlilik ile Ata Erki Arasında Sıkışmışlığın Kahramanı” Deli Dumrul’un serüveni günümüz Türk-İslam ruhuna dek uzanan sürecin ipuçlarını veriyor.
Kitabın bu ikinci basımı, yazar tarafından gözden geçirilmiş ve açıklayıcı notlarla zenginleştirilmiştir.

Psikomitolojide Temel Kavramlar

MASALLAR, mitler, destanlar, halk öyküleri, bilincin bilinçdışı ile karşılıklı etkileşim içinde yapılandırdığı ortak (kolektif) ürünlerdir; binyıllar boyunca yaşanagelmiş, sınanmış zihin modellerini, iç ve dış gerçeklikle bağlantı içinde sahnelerler. ‘Mit’in Yunanca sözlük anlamı ‘öykü’dür. Mitolojiyi burada tüm bu ortak ürünleri kapsar şekilde, sosyal bilimlerdeki özgün tanımından farklı bir yelpaze içinde, en geniş sözcük anlamıyla ele alıyorum: İç ve dış gerçeklik arasında bağlantının, yansıtma, yansıtmalı özdeşim, içe-atma gibi psikodinamik yöntemlerle sağlandığı metaforik öykülerin alanı olarak. Devamını oku…

PSİKOLOJİ ~ PSİKO-MİTOLOJİ

ET2b-Kylix

PSİKOLOJİ ~ PSİKO-MİTOLOJİ

M.Bilgin Saydam

‘İnsan’ doğal bir varlık değildir; doğaya karşı(t) bir açılım insanı yapar. İnsan donanım olarak eksik doğar; eksiğini dönüş(tür)erek tamamlar. ‘Özne’ makamında insanı taşıyan bedenin gerek bilgi, gerekse eylem olgunluğu açısından -doğal- yetersizliği söz konusudur. Doğadan dışarı doğru hamlesiyle özne doğa(l) özdeşliğini yırtar, dünyadalığını ‘öte ’de kendi başına şekillendirmesi gibi bir yükün altına girer. Ayrışmışlığı, bilginin de -göreceli- ayrışmışlığı anlamına gelir. Bilgi doğadan ayrı şekillendirilir; arşivleme ve bilgi-işlem formu ‘öykü’dür.

İnsan niye hikâye yaratır? İnsanın hikâyeye ihtiyacı mı vardır? Hikâye ne ifade eder insana? Devamını oku…

Yedi Uyurlar Mağarası

Yedi genç, dönemin baskıcı iktidarından kaçarak mağaraya sığınır ve yüzyıllarca uyuduktan sonra uyanırlar. Bu olayın geçtiği yerler Anadoluda Efes başta olmak üzere, Tarsus, Maraşta, ayrıca Kurtuba, Filistin, Azerbaycan olarak da söylenmektedir. Kuranı Kerim’de 18. sure olan Mağara suresi de adını bu olaydan almış; mucizevi sırlarla çevrili, aklın ermeyeceği bazı olaylar arasında anlatılmıştır.
Genel kabul gören şekliyle, Efes’te yaşanan olay şöyledir: Zorba hükümdar Decius İsa’ya
inanları öldürürken ondan kaçarak bir mağaraya sığınan ve mağarada 309 yıl uyuduktan
sonra uyanan 7 genç kapılarına köpekleri kıtmiri bekçi dikmişler. Decius’un polisleri gelip
mağaranın önünü kayalarla örtmüşler. Yüzyıll ar sonra incir ağaçlarının altında keçilerini
otlatan bir çoban mağaranın önündeki kayanın biraz kaydığını görmüş, vargücüyle yaslanmış kayaya, onu biraz oynatmış, derken mağaranın içine bir güneş ışını sızmış.
Kıtmir uyanmış havlamış. Yedi uyurlar da uyan mışlar bakmışlar ki yiyecek bir şey yok. Devamını oku…

Narsisizm

Narsisizm kişinin kendisini aşırı beğenmesi, kendisine hayranlık duyması hatta uç bir yaklaşımla kişinin kendisine âşık olması olarak tanımlanır. Narsizm olarak yanlış kullanımı yaygındır. Narsisizm’in kökeni Yunan mitolojisine dayanır, efsaneye göre dünya üzerinde birçok tanrı bulunmaktaydı. Bunlar çeşitli doğa olaylarından ya da canlı cansız varlıkların kontrolünden, davranışlarından sorumluydular. İnanışa göre bu tanrılar insan şeklindeydi ve insanlarla ilişki içine de girerlerdi. Kendine âşık olanlara aldırmayıp, onları karşılıksız bırakan ve çok güzel bir peri kızı olan Ekho, bir gün avlanan bir avcı görür. Narkissos adındaki bu avcı çok yakışıklıdır. Devamını oku…
Prof. Dr. Faik ÇELİK

 

Narkisos Mitolojisi

Narsisizm kavramının kökeni dokunaklı bir mitolojiye dayanır. Mitolojiyi adeta bir vaka hikâyesi gibi okuyalım; zira narsisistik bozukluğun çağdaş kavramsallaştırmasında yeralan öğelerin birçoğuna mitolojide rastgelmek ilginçtir. Hikâyemiz hem erkek hem de dişi olarak yaşamış yegâne kişi olan Tiresias ile başlıyor. Zeus ve Hera, cinsel eylemden kadının mı yoksa erkeğin mi daha çok zevk aldığına dair yaptıkları tartışmada birbirini ikna edemeyince bunu bilebilecek tek kişi olan Tiresias’ın hakemliğine başvururlar. Tiresias’ın tercihi kadınlardan yana olur. (Ancak, mitin bazı versiyonlarında Tiresias diplomatik biçimde, kadınların zevki on kat daha şiddetli hissettiklerini, erkeklerin ise on kat daha sık
yaşadıklarını belirtir.) Bu yanıt üzerine son derece öfkelenen Zeus Tiresias’ı kör eder; ancak Hera, bu cezayı telâfi etmek için Tiresias’ın gönülgözünü açar ve ona kehanet becerisi bahşeder. Devamını oku…
Uzm. Psikolog Hakan KIZILTAN

Hekimliğin Seyir Defteri

Hekimliğin Seyir Defteri“Tıp doktoru” olmak için 6 veya 7 yıllık bir tıp fakültesinde tıp eğitimi almak yeterli. Ama “hekim” olmak için yeterli mi? Yıllarını cerrahiye veren bir hekim neden böyle bir kitap yazma gereği duyar? Hekimliğin geleceği için endişelenmek mi, hekimlikle ilgili yanlış kanılara isyan etmek mi?..

Faik Çelik, bu seyir defterini bir yandan tıp eğitimi alanlara, geleceğin hekimlerine meslek haritasında yollarını kolayca bulabilmeleri için bir pusula olması, öte yandan toplumun hekimleri daha iyi tanımasına aracılık etmesi arzusu ile “bilim-felsefe-sanat” üçgeni içinde kalarak, hekimlik ve tıp tarihindeki gelişmeleri ve yaşananları sorgulama ve düşündürme, bu noktaya gelene kadar verilen emekleri, çekilen sıkıntıları, ödenen bedelleri hatırlatma amacıyla kaleme aldı. Detaylı bilgi için tıklayınız…

Günümüzde Psikoterapi

Psikanalizden türeyen psikoterapiler, insanlığın umutsuzluk ve kaygıyla mücadelesinde önemli bir aşamayı temsil eder. Diğer yandan yirminci yüzyıl boyunca psikoterapi tekniklerinde büyük bir çeşitlilik ortaya çıkmıştır. Bu konudaki Türkçe kaynakların sınırlılığını göz önüne alan psikiyatr Saffet Murat Tura, özellikle sınır durumlar ve narsisizm konuları çerçevesinde geçen başlıca tartışmaları özetleyerek temel ve güvenilir bir bilgi aktarmayı amaçlıyor.

Analitik psikoterapi kuramları arasındaki çatışmaların sanıldığı kadar uzlaşmaz olmadığını savunan yazar, kuramsal tartışmaların çoğunun, psikoterapi tekniklerinin oluşturduğu farklı deney ortamlarında farklı tepkiler gözlenmesinden kaynaklandığını öne sürüyor. İşte bu nedenle Günümüzde Psikoterapi, değişik teknikler ve bu tekniklerle bağlantılı kuramları bir arada ve karşılaştırmalı olarak okumanın, bütün bu perspektiflerin üstünde bir geometrale; bütünsel ve merkezsiz bir kavrayışa ulaşmayı kolaylaştıracağı inancıyla yazılmıştır. Detaylı bilgi için tıklayınız…

Freud’dan Lacan’a Psikanaliz

“Tam bir gizem bozucu, put kırıcı olan Freud’un gizemlileştirilmesi, putlaştırılması, tarikatlaştırılması ve tam tersini yapmaya çalışırken benim çalışmalarımın da bu yönde kullanıma açık olması endişesi beni huzursuz ediyor.

Bu nedenle okurdan rica ediyorum; lütfen bu kitabı bilimsel bir kuramı anlamaya çalışır gibi, yani her kuramın hak ettiği şekilde eleştirelliğinizi koruyarak, zekânızı kullanarak okuyun. İnanmayın; ölçün, değerlendirin, anlayın ve en önemlisi çok daha köklü doğabilimi alanlarından öğrendiklerinizle karşılaştırarak okuyun. Çünkü sorunumuz, bilim adamı Freud’a sadakat değil liyakattir.”

Bir kaynak eser konumuna erişen Freud’dan Lacan’a Psikanaliz’in gözden geçirilmiş yeni baskısında da, dördüncü baskıda eklenen iki yeni makale bulunuyor: “Lacan’ın Avrupa Düşüncesindeki Yeri” ve “Freud’a Liyakat”. Kitabın birinci ve ikinci baskılarındaki ilk bölümler, bu baskıda art arda yer alıyor; aynı örnekler, aynı kaynaklar ama farklı bakış açılarıyla. Böylelikle, Tura’nın psikanalize bakışındaki değişimi okurun izleyebilmesi mümkün oluyor. Detaylı bilgi için tıklayınız…