Kategori arşivi: Makaleler

PSİKOLOJİ ~ PSİKO-MİTOLOJİ

ET2b-Kylix

PSİKOLOJİ ~ PSİKO-MİTOLOJİ

M.Bilgin Saydam

‘İnsan’ doğal bir varlık değildir; doğaya karşı(t) bir açılım insanı yapar. İnsan donanım olarak eksik doğar; eksiğini dönüş(tür)erek tamamlar. ‘Özne’ makamında insanı taşıyan bedenin gerek bilgi, gerekse eylem olgunluğu açısından -doğal- yetersizliği söz konusudur. Doğadan dışarı doğru hamlesiyle özne doğa(l) özdeşliğini yırtar, dünyadalığını ‘öte ’de kendi başına şekillendirmesi gibi bir yükün altına girer. Ayrışmışlığı, bilginin de -göreceli- ayrışmışlığı anlamına gelir. Bilgi doğadan ayrı şekillendirilir; arşivleme ve bilgi-işlem formu ‘öykü’dür.

İnsan niye hikâye yaratır? İnsanın hikâyeye ihtiyacı mı vardır? Hikâye ne ifade eder insana? Devamını oku…

Yanılsama ve Din

Freud’un 1929’da yayınlanan kısa makalesi “Bir Dini Deneyim”deki tarzı ve ifadelerinin tonu, onun yakın çevresindekilerle konuşurken veya mektuplaşırken konu din ise takındığı tutumun izlerini barındırır: Alaycı, nüktedan ve biraz da yukarıdan bakan. Ancak öte yandan Kovel’in (1990) işaret ettiği gibi Freud kendine özgü bir spritüel yönelime sahiptir; bazı batıl inanışları vardır ve de insani varoluşu “ruh”sal dinamiklere öncelik vererek anlamaya çalışır. Bu özelliklerin sonucunda bir gözünün dinin işgal ettiği sahada olmasından daha doğal bir şey olamaz. Zaten dini çevrelerin de bir gözü onun üzerindedir. Bu bazen yakınlık kurmaya çalışan samimi bir çaba, bazen ise nefretli saldırılar halindedir. Devamını oku…

Klinik Psk. ve Psikanalist Yavuz ERTEN

Türk ve Müslüman Olmak

Türk ve Müslüman olduğumuzu söylediğimizde “ben”in bir “biz”e ait olduğunu dile getirdiğimizi düşünme eğilimindeyizdir. Yani “var”oluşumuz bir aidiyet ilişkisinde tanımını buluyormuş gibi görünür; cemaat içinde “olmak”, “ait-olmak” gibidir. Önce şu soruyu soralım: “Ben” dediğimizde işaret ettiğimizi düşünme eğiliminde olduğumuz gibi kendiliğinden verili bir çoğul “ben”ler; “biz” var mı? “Biz” kendiliğinden verili bir kavram mı? “Biz”lik bir bilinç meselesidir aslında; kendiliğinden verili bir “biz”den söz edemeyiz. Homo sapienslerde bir tür sürüleşme eğilimi olduğunu seziyoruz. Devamını oku…

Psikiyatr Dr. Saffet Murat TURA

“Türk-İslam Ruhu”Nun Üçgen İlişki Modeli

İnsan türünün evrim süreci (filogenez), tek bir insanın biyo-psiko-sosyal gelişim sürecinde (ontogenez) tekrarını bulur. Bu tekrarın, biyolojik yansımasından öte psiko-sosyo-kültürel boyutunun da var olması, psikodinamik öğretileri, tek bir insanın tarihinden edinilen verilerin, insanlık tarihinin anlaşılmasına –birebir uyarlanamasa da– zengin katkılarda bulunacağı varsayımına götürür. Elbette ki bu savın tersi de doğrudur (Brown 1996, Neumann 1974, 1978). Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

 

Tıbbın Mitoloji İle Dansı

Mitler mitolojinin temel taşlarıdır, çoğunluğu hikaye veya söylence şeklinde anlatılarak binlerce yıl boyunca kulaktan kulağa, kuşaktan kuşağa nakledilmiş ve yazıyla birlikte günümüze kadar ulaşmış olaylar ve yorumlardır. Aslında çoğu düş ürünü veya gerçek dışı efsanelerdir ancak hepsinde gerçeğe ve yaşanılan zamana göndermeler vardır. İnsanlığın geçmişiyle geleceği arasında bir köprü oluşturan mitlerde semboller ön plandadır. İnsanlık, doğaüstü güçler ve olağanüstü olaylarla açıklanmaya çalışılmış, hastalıklar ve ölüm gibi insanı derinden etkileyen olaylar bu yolla çözümlenmeye çalışılmıştır. Devamını oku…

Prof. Dr. Faik ÇELİK

Sol Memenin Altındaki

1930 Eylül’ünde Almanya’da Nazi partisi Reichstag seçimlerinden ezici bir zaferle çıktı. Adolf Hitler’e ve partisine iktidar yolunu açan bu zafer, çıplak kötülüğün yıllar sürecek kanlı saltanatının belki de ilk habercisiydi. 7 Aralık 1930 tarihinde Arnold Zweig’e yazdığı mektupta Sigmund Freud geleceğe dair karamsarlığını gizleme gereği duymayacaktı: “Karanlık zamanlara yaklaşıyoruz. Geç yaşımın kayıtsızlığı sayesinde belki bunun için endişe duymam gereksiz ancak yedi torunuma acımaktan kendimi alıkoyamıyorum.” (Quinodoz, J.M., 2006). Devamını oku…

Uzm. Psk. Hakan KIZILTAN

 

Psiko–Mitoloji

‘Mit’-oloji, geniş sözcük anlamıyla, masal, mitos, epos, efsane, halk hikâyesi gibi tüm ‘sözel’ kolektif ürünleri kapsar: İç ve dış gerçeklik arasındaki, anlamlı nedensellik-biraradalık bağlantısının, yansıtma ve içe-alma gibi psikodinamik yöntemlerle sağlandığı metaforik öykülerin alanıdır. Bu sembol-yoğun öyküler, bireysel psikoloji düzleminde rüyaları andırırlar ve rüyalar gibi, elbette ki tarihsel ve sosyokültürel çerçeveleri içinde işlenebilir, yorumlanabilirler. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Prometheus

Mitolojideki her olayın ve olay kahramanının yaşanılan zamanda bir karşılığı vardır. Prometheus’unda günümüzdeki karşılığını yerleşik düzene başkaldıran bir mitolojik kahraman olduğunu düşünüyorum. “Önceden düşünen” anlamında olan Prometheus, tanrısal düzene kafa tutmuş, karşı çıkmış sonunda insanoğlunu yaratarak ve onlara ateşi bir başka anlamda aydınlığı, bilimi, uygarlığı vererek düzeni değiştirmiştir. Olympos Tanrıları kuvvetlidir, kudretlidir, buna karşın Prometheus akıllıdır, kurnazdır, yaratıcıdır, zekidir. Titanların isyanları sırasında tarafsızlığını korumuş ve başkaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus’un gözüne girmeyi başarmış, böylece Olympos’daki ölümsüzlerin arasına alınmıştır. Bu stratejisi onun Zeus’tan dedelerinin öcünü alabilmesi için kurnaz bir plandan başka bir şey değildir. Devamını oku…

Prof. Dr. Faik ÇELİK

Postmodern Gnostik Olarak C.G. Jung

Analitik Psikoloji ya da Kompleksler Psikolojisi Okulunun kurucu babası, İsviçre‘li Carl Gustav Jung (1875-1961) tıp ve psikiyatri kökenli bir ruh çözümlemecisidir. Psikolojik tiplemeler, kompleksler teorisi ve sözcük çağrışım testi gibi özgün bilimsel katkıları, günümüz psikolojisi ve psikiyatrisi içinde yerini muhafaza etmiştir. Ancak Jung‘u okul yapan, bütün insanbilimlerine yansıyan türevleriyle sembolbilim çalışmaları ve (kişisel/ortak) bilinçdışının dinamik ve görüngülerini irdeleyen yaşam eseridir. Bu katkı antropolojiden teolojiye, psikolojiden felsefeye, etnolojiden sosyolojiye geniş bir alanda değişim ve dönüşümlere yol açmış, kuantum fiziği gibi uç doğa bilimlerinde eşzamanlılık [sinkronisite] gibi yeni açılımları öngörmüş ve önermiştir. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Ölmek – Korku Ve Tevekkül

Ölüm başından itibaren insanoğlunun en temel endişesi olagelmiştir. Öyle ki tüm diğer endişeleri ölüm endişesinin türevi veya seyreltilmiş hali olarak değerlendirmek mümkün. İnsan günü geldiğinde öleceğini bilen, bu dünyada geçici bir varlık olduğunun bilincinde olan yegâne canlıdır. Bu farkındalık onda sonsuz bir endişe ve güdülenme yaratır. Tekil olarak insan yaşamı, genel olarak ise insanlık tarihi ölüm endişesine karşı yaşamda kalmanın zorlu ancak hayranlık uyandırıcı serüvenine tanıklık eder. Ölüm endişesiyle güdülenen insanoğlu, tarih boyunca, ölümü yenmenin, ölümsüzlüğe ulaşmanın, olmadı geciktirmenin yollarını aramıştır. Devamını oku…

Uzm. Psk. Hakan KIZILTAN
Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM