Kategori arşivi: Makaleler

Dünyevî

İnsan çoğu kez, bu dünyada, sahip olduğu imkânların çok ötesinde arzulara kapılmış halde buluverir kendini. Sıklıkla, hüsrana yazgılı arzuların peşinde koşarken rastlarız ona. Umdukları ile buldukları pek denk değildir birbirine. En elverişli koşullarda bile bu dünya ve nesnelerini yeterince tatmin edici bulmaz. Başkalaşma hastalığına tutulmuştur o; her daim başka bir şeyin, başka bir kimse ve başka bir benin, başka bir yer ve başka bir zamanın hasretini çeker durur. Devamını oku…

Uzm. Psk. Hakan KIZILTAN

Dış(arı)Lananın Dönüşü: Psikomitolojide ‘Pan(ik)

‟Psikomitoloji‟, bireysel ve kolektif öykülerin psikodinamik çözümlemesiyle ilgili kuram ve yöntemlerin çatı kavramıdır. Bilmek-anlamak isteyen zihin için her şey ve her olay, öykü(sü)yle anlamlıdır. Mit terimini, alışıldıktan daha geniş çerçevede, „yaşayan, yaşatan ve yaşanan öyküler‟i karşılayacak şekilde kullanır, içerik ve dinamiklerini süreç analizleriyle ve geniş / derin bağlantılar ağı içinde anlamayı hedeflersek, tam da psikomitolojinin çalışma alanına girmiş oluruz (16). Psikomitoloji, terimin çağrıştırdığından farklı olarak, – kullanılagelen klasik anlamıyla- mitolojiyle birebir örtüşmez; daha fazlasıdır. İsis, Marduk, Zeus, Şiva ya da Mitras, Herkül, Eyüp, Köroğlu vb. ancak herhangi bir öykü kahramanı kadar psikomitolojinin öğesidir; ve bilinmelidir ki her insan kendi -yaşam- öyküsünün birincil (merkezî) kahramanı, başkalarının ya da ortak öykülerin ikincil kahramanları ya da figüranlarıdır. Ancak, ortak bilincin, doğa ve ortak bilinçdışı (8-10, 16) ile etkileşim içinde, binyılların insanlaşma serüveninden damıtarak aktardıklarını yansılayan mitler (klasik anlamıyla mitler), güncel bireysel ve ortak öykülerin anlaşılmasında, genişletilmesinde önemli ipuçları sunarlar. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Denizde Gece Yolculuğu

“Melankoli” kavramının günümüzün kuru ve statik DSM tipi depresyon kavramının içerdiklerinden fazlasını barındırdığına inanıyorum. Bu fazlalık, bir tarafı ile onun içindeki “şizoid” ögelerle ilgilidir. Melankolide çoğunlukla trajik ve destansı bir fenomenoloji ile karşıkarşıya kalıyoruz. Bu trajik ve destansı hâl, onun sanrılara doğru giden bir yolda yürümesinden de kaynaklanıyor. Biraz sonra söyleyeceklerimin fenomenolojinin bu trajik ve destansı boyutunu işaret ettiğini düşünüyorum. Freud’a göre, melankoli ve sağlıklı yas süreci birbirlerinden farklıdır. Sağlıklı yasta, kaybedilen nesneden çekilen libido, yeni bir nesneye aktarılabilir. Oysa melankolide libido, tekrar iç dünyaya yatırılır. Devamını oku…

Klinik Psk. ve Psikanalist Yavuz ERTEN

Deli Dumrul ve Dünyeviliğin Ötesi

BİLGİN SAYDAM’ın Deli Dumrul’un Bilinci adlı kitabı (1997) bildiğim kadarıyla, kendi mitolojik öğelerimize bir tür psikanalitik çerçeveden yaklaşan ilk eserdi. Saydam bu kitabında Dede Korkut’un ünlü masal-mit’i “Deli Dumrul Boyu” üzerinde yoğunlaşmıştı. Yazara göre –ikna edici pek çok gerekçeyle de delillendirdiği üzere– bu masal-mit özellikle de göçebe, pagan, şamanist Türklerin İslam’la karşılaşmasının sancılarını dile getiriyordu. Deli Dumrul’un hikâyesinden günümüz Türklerinin İslam’ı yaşayışına ilişkin bir dizi önemli netice de çıkıyordu. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Dede Korkud ‘da Bilincin Hâlleri ve Eylemleri

Kitab-ı Dedem Korkud alâ lisan-ı taife-i Oğuzan, Türk halk edebiyatının şahikasıdır. Bir dönemin ve coğrafyanın Türk kültürü, inanç sistematolojisi ve sosyal yaşamı hakkında aktardığı somut bilgilerin, sözü edilen dönem ve coğrafyanın özelliği ışığında değerlendirilmesi çok önemli açılımlar sunacaktır. Dede Korkud Kitabı, günümüzde geniş bir yelpaze üzerinde farklı görünümlere sahip olsa da, “Türk-İslâm Ruhu” olarak tanımlayabileceğimiz bir kurgusal zihin modeli şemasının, ilk somut örneklerini sunar. Bu nedenle mutlaka psiko-mitolojik okunması gereken bir eserdir. “Psiko-mitolojik okuma”dan ne anlaşılmalıdır ve Dede Korkud’un bu açıdan önemi nedir? Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Bozkırda Ölüm ve Yas

Cengiz Han, Taoist bilge Çang-çuen‟i huzuruna çağırttığında içinde derin bir ümit vardı. Ġlk karĢılaĢmalarında “Ölümsüzlük ilacınız var mı?” diye sordu. Üstat, sözü ve Han‟ı hiç yormayan kesinlikte yanıtladı: “Hayatı korumanın yolları var, fakat bir ölümsüzlük ilacı yoktur.” 10 Mart 1223‟te, TaĢkent bölgesinde bir sürek avında attan düĢerek yaralandı. Taoist bilge, „bilgeliğinin‟ bir kanıtı gibi Cengiz Han‟a, baĢına gelenin, alınacak bir ders olduğunu söylese de aldığı yanıt, avlanmanın asla vazgeçilmeyecek bir zevk olduğu idi. Onun günümüzdeki çocuklarından bir Moğol, Fransız araĢtırmacı Roux‟a Ģu esinleyici cümleyi boĢuna söylememiĢtir: “ġamanlar hayattan, rahipler ölümden söz eder.” Devamını oku…

Psikiyatr Dr. Cemal DÜNDAR

Bir Mûzip (A)Gnostik: Mutasavvıf Nasreddin

Mizahın iki doğal eşlikçisi, kahkaha ve gülümseme arasındaki fark salt niceliksel değildir; yani kahkahada daha çok olan, gülümsemede daha az değildir. Bu iki duygu boşalım biçimi nitelikte uyuşmazlar. Kahkaha sürükler, -gülen / güldür(t)en- özneyi, –gülünennesnesiyle birleştirir. Bu birleşme tek taraflıdır: Nesnenin tanımla(n)masını, özne yapmaktadır; özne nesneyi hiç’leyerek, onu işgal eder. Kahkaha patlayıcı, bazen ürkütücüdür; karşı çıkmayı tehdit eden / sindiren bir şişinmeyi taşır. Dünya öznenin kahkahasıyla, özneyle dolar. Zıtlar içiçe geçer; ancak oluşan bütünlük, narsisistik bir hep’liktir / tek’liktir; ayrışma, dolayısıyla da ne özne, ne de nesnesi için bilinçli bir farkındalık içermez. Sonrasında kahkahanın getirdiği şaşkınlığın bir farkındalığa zemin hazırlaması elbette ki mümkündür. Ancak kahkahanın gürültüsü çoğunlukla ayrışmış zihnin sakin sesini örter. Dolayısıyla mizah, pek o kadar da masum değil. Her şeyden önce doğrudan değil, dolaylı / sinsice bir gösterme ve kapalı bir yorumu taşıyor. Ortada yanlış / aykırı bir şeyler var; ama yanlışın taşıyıcısı değil referans alınan, yanlışı gördüğü zannındaki muzip ‘meczup’. Başkasının yaşam alanına tecavüz söz konusu; onu kendince açıklamak, öteki’ni ‘kendi-içinde-ve-kendi-başına-varlık’ kategorisinden çıkartmak da var mizahta; özellikle de en ilkel mizah formu addedilen ‘alaycı mizah’ta. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM

Ana Tanrıça “KÜLTÜ”

İlk insan topluluklarının anaerkil düzende bir yaşantılarının olup olmadığı 19. yüzyıldan günümüze dek hala daha tartışılmakta olan bir konudur (1). Bachofen, 1861 yılında yayınladığı “Analık Hakkı” (Das Mutterrecht) adlı eserinde, insanlık tarihinin başlarında, kan bağının yalnızca anne üzerinden kurulabildiğini ve bu sebeple de annenin bir otorite ve yasama merkezi olduğunu öne sürer (2). Aynı şekilde, insanların yerleşik hayata ve tarım toplumuna geçtiği Neolitik çağda, en temel görevler olan toprağı ıslah etme ve topraktan ürün alma görevlerinin, kadının görevleri arasında olması sebebiyle kadının statü ve erk sahibi olduğu ileri sürülür. Devamını oku…

Uzm. Psk. Elif Ersoy

Acı ve Hışım

“Panik” Kavramına Psikomitolojik Değinmeler M. Bilgin Saydam “Panik” teriminin etimolojisi mitolojiyle içiçedir. Yunanca “panikon” ve”panikos” sözcükleri, „Pan‟a ait‟, „Pan‟dan gelen‟, ‟Pan ile ilgili‟, „Pan‟ın neden olduğu‟ anlamlarını taşır. Sözü edilen Pan, Antik Yunan mitolojisinin Teke-Tanrı‟sıdır. Pan, imgesel ve eylemsel olarak çok boyutlu bir figürdür. PAN: DOĞUMU ve YAġAMI Teke-Tanrı Pan, merkezî Peloponez‟in dağlık Arkadya coğrafyasında doğmuştur; çobanların, balıkçıların, avcıların ve hayvan sürülerinin hâmi ilâhıdır (1, 3, 9, 10, 16): Gövdesi bel üstünde insan, bel altında teke şekillidir. Erken dönemlerin genç Pan‟ı insan postürüne rağmen keçi başlıydı. İleri dönemlerde, kültü tüm Elen dünyasına hatta öte coğrafyalara yayılmış olan Pan ise keçi boynuzu, sivri kulakları ve sakalı dışında insan başına sahiptir. Bazen kurnaz-muzip, bazen kızgın-öfkeli, bazen hüzünlü-talepkâr izlenim bırakan çirkin yüzü kırışıklıklarla doludur. Devamını oku…

Prof. Dr. M. Bilgin SAYDAM